20-01-2011
Geçmişin belirsizliği
Tarih kitapları
olayları anlatır. Bir biçimde, olaylar arasında bağlantılar kurarlar. Bizi de
bu bağlantıları görmeye zorlarlar. Tarihçiler, geçmişi geleceğe aktarırken,
genellikle ya devlet arşivlerini, ya da gazetleri kullanırlar. Yorumlar ise
bazı temel kavramlar üzerine döner. Günümüz tarihyazımında ise, ulusal
kimlikler bir hayli fazla yer etmektedir. Ancak, yazılmış şeyler üzerine
yorumlanan geçmiş, ne kadar tutarlı ve doğru bir geçmiştir? Özellikle konu
ulusal kimlikler olunca, eylem aktörlerinin, yani insanların, ne gibi güdülerle
hareket ettiğini kim söyleyebilir ki? Eylemlerin ve kavramların anlamlarının ne
olduğu ise başka bir çetrefilli sorundur. Ben bu yazıda, ulus için Benedict
Anderson’un söylediklerini ve karşı kutbunda yer alan, Anderson’un kozmopolit
aydınlar dediği, postmodern düşünürlerin düşüncelerini ortaya koyup, anlamlı
birkaç örnekle, her tarih anlatısının tahrip demek olduğunu iddia edeceğim. Temel
düşüncem şudur ki, “öteki” ve “biz” zıtlığı üzerine kurulu tüm anlatılar,
zaruri olarak, gerçeğe hasar verir ve metinlerarası tüm ilişkiler zıtlıklar
üzerine kurulu olduğu için, taraflardan bağımsız olarak, hasar kaçınılmazdır.
Geçmiş ise her zaman belirsizdir.